Thanks God, is It Friday?

Pazartesi sabahı küçük horultuların kadar mahcup, suçsuz.

Yeni bir hafta var önünde, hep yeni. Pazartesi başlıyor dedikleri, ama aslında bir kere başladı mı sen bitmeden asla sonlanmayan, sürekli devam eden uzun bir ömrün alelade bir dilimi.

İnsanız ya, yazacağımız hikâyelere sayfa numarası vermesek olmaz. Anlatacaklarımızla hiçbir ilgisi olmasa da, sırf kaç sayfa olduğu bilinmezse ve nerede olduğumuzu anlayamazsak panik oluruz diye. İşte paragraflar gibi bölmüşüz günleri de.

Oysa bir pazar akşamının sonsuzluğunu talep ederken zamandan, ellerin uzay boşluğunda gezinir gibi dolanırken vücudumda, sen pazartesi olup gitmeden, içimden gelen seslerin doldurduğu yapılacaklar listesine çentikler atmaya çalışıyorum. Cilt numaraları karışmış ansiklopedileri düzeltmeye zaman yok, pazartesi bekler. Rastgele açıp evrenin sayfalarını karşıma ilk çıkanı okuyorum, çaresizim.

Ve o karışıklıkta aklımda hiçbir şey kalmıyor kapağının güzelliğinden başka. Zaman geçtikçe panikliyorum daha da, daha da dikkatsizce karıştırıyorum sayfalarını. Uykum geliyor, gözlerim kapanıyor. Kapanamaz. “Haftadır” beklediğim an biter gözler kapanırsa.

Gözler kapanırsa biter masal. Pazartesinin ilk görevi rüya anlatma seanslarında, hayaller gerçek dışılıklara dönüşür ertesi sabah. Pazartesiler sana hayallerini gerçekleştireceğin zamanı asla tanımaz. Buna rağmen küstahça sıkılır sen rüyalarını anlatırken. Kimse rüya dinlemeyi sevmez o sularda, hayat tüm o yalan gerçekliğiyle akarken. Herkes rüya görmek, rüyası olmak ister başkalarının. Sosyal ilişkilerin minik kahramanlarıyla karşılaştıklarında asla tatmin olmazlar, cesaret hikâyeleri izlemeye giderler kapısı yabancıya kapalı salonlara.

Ve sen kalkıp gitmek zorunda olacaksın pazartesi olduğunda. Hep biraz bileceğiz bir zamanlar olmadığını ama kim hissedebilir ki? Bir güneş doğmuş gibi bir akşam daha bitecek. 12 ocak 2015 İstanbul’da Kar Yağışı başlıkları atılacak sen gittin diye. Zaman biraz daha üzülecek, tarih biraz daha yorulacak.

10864997_1525244631068382_1594578897_n

instagram.com/mokan.bey/

Pazartesi dediğin zaten hep yarını istemek.

Ama pazarlar öyle mi? O sessizlik, o sakinlikte… Vücut azıcık da yorgunluktan sıyrılacak küçük nefesler aldığında…

İşte o zaman pazarlar evdir. Pazarlar bir arada yalnızlıkları savunabilmektir. Pazarlar koltuklara dolanmak, halılara uzanmaktır. Hayata sımsıkı sarılmaktır o günün eski yunanda karşılığı. Kollarınla uçurum kenarındaymış gibi sıkıca kavramaktır ben’liği. Yaşama “tutmasaydım düşecektin” şakaları yapabilmektir en korkutucu yükseklerde. Aynı yere bakmak benzer zamanlarda ve sonsuzluğun karanlığından korktuğunda yanındakine izin vermektir, hayatına temas etsin diye. Sahnede, tüm dikkatler üzerindeki başrol olmak ve gözden kaçmaya çalışmaktır spotlar seni takip ediyor gibi hissettiğinde. Tertemiz çarşaflardır… Olur ha kapın çalarsa, gelen asla faturacı değildir diye.

Ve tabii pazarlar gözün ucundaki saatlerdir geçişini hüzünle izlediğimiz. Biz pazartesi olmaya devam ettikçe.

Yastığını düzelttim ve tekrar beklemeye başladım. Küçücük horultuların geri gelsin de tekrar sana dokunabileyim diye.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: