Bazı Hikâyelerin Kötü Biteceğini Herkes Anlayabilir

Kapının önündeki sivil polisin arabasını çaldım.

Arabada oturup oturup, dahası donut yiyip yiyip şişmanlamasın, emperyalizm ülkemde kendine yer bulamasın diye yaptım. Babasının gurur duyduğu, milli hassasiyete sahip bir insandım. Hâl hâl değildi, bir şeyler yapmalıydım. Polisin tam yanındaki duvarın üstüne bir bardak demli çay da bırakmıştım. Milli içeceğimiz ne de olsa. Hem ağzı da kurmuştur şekerli şeyi kuru kuru yerken. 80 milyonluk vatanımızın nereden baksan 50 milyonu ebeveyn. Öyle öksüz, öyle yalnız kalma piyangosu polise mi vuracaktı? Muhtemelen beni koruyan çok önemli bir vazifedeydi. Yardımcı olmam şarttı memur beye. Sahi siviller de memur de mi?

Arabayı ancak bağırttırarak ve sarsarak kaldırabildim. Bayağı iyi bir şeydi doğrusu. Böylesini hiç kullanmamıştım, bir daha da görmem herhalde. Ben yol alırken bir an şaşkınlığa düşmüş memur da arkamdan fuck’lı muck’lı küfretmedi, la la la diye bağırdı, çok mutlu oldum. Doğru yoldaydım, duygularımız gibi tepkilerimiz de bizden olmalıydı. Ah memleketim… Çok samimi, çok içten.

Sireni çalıştırayım cayır cayır kaçayım dedim. Milli hislerim beni durdurdu. Vatandaş rahatsız olmamalıydı. Bir polis değildim belki ama şuan bir polis arabasının içerisinde olduğumdan Türk polisini temsil etmekteydim. Öyle ya bu polis arabalarını özellikle esnaf iyi bilir, tanır. Düzgün davranmalıydım. Bir iki sinyal falan vereyim hoş görüneyim dedim, beceremedim. Daha doğrusu sürekli yönleri karıştırdığımdan vatandaşı da yanlış yönlendirdim. Oysa ben vatanım için güzel bir şeyler yapmak istiyordum. Ambulans gördüm. Hemen yolu açayım dedim, abandım gaza. Arabanın sesi ambulansın sireni ile yarışıyordu. 2 şeritli yolda yanındaydım ambulansın, omuz omuzaydık. Hatta beraber yol alıyorduk. Bu sefer bastım ben de sireni. Güçlerimiz birleşsin, çoğalsın dedim. Siren sesinin çığlığıyla beraber, benim şeridimdeki araba bana yol vermek için ambulansın önüne kırınca ambulans az kalsın adama çarpıyordu. Ben olsam kesin çarpardım. Bunlar eğitimli oluyorlarmış. Adama kızacaktım ambulansın önünü ne kapatıyorsun diye ama bana yol vermeye çalıştığını fark edince vazgeçtim. Gerçekten önemli bir yere gidiyor olabilirdi sonuçta bu araba. Eylemcileri etkisiz hâle getirmeye mesela. Öyle ya. Bu arabalar işlerini yapmasalar ambulanslar ne iş yapacaklar, etkisiz hâldekileri nereden bulacaklar? Polise yol ver ki ambulans şoförünün de rızkı çıksın. Çarkı da tekerliği de dönsün. İstihdam artsın, memleket kalkınsın. Milli hasılat artınca ben de biraz daha zenginleşirim de mi? Milliyim sonuçta.

Ambulanstaki adam bana el kol hareketleri yapmaya başladı ama ona kızmadım. Yurdum insanı biraz atarlıdır çünkü bilirim. Anama bacıma küfretmediği sürece sorun yok. Ama altta kalmış gibi de gözükemezdim. Ben de el kol hareketlerimle ona karşılık verdim. Hatta arabanın önü ile hafifçe sıkıştırdım bile. İş uzayacak gibi oldu. Hemen ilk kavşakta çıktım yoldan. Yalnız devlet çalışıyor. İşler gibi yollara da girişler biraz zor ama çıkışları çok kolaylaştırmışlar. Özgür olmak çok önemli.

Bir iki kez daha hizmet girişimlerim oldu. Gideceği yere bırakmayı teklif ettiğim bir grup genç, bu zaten polis arabası dediğimde bağır çağır yardım çığlıkları atıp isimlerini haykırdılar. Ben sorduğumda neden soruyorsun diyen bu şüpheli grup, şimdi isimlerini taşa ağaca deklare ediyorlardı. O işi beceremeyeceğimi anlayınca yaşlı bir kadına karşıdan karşıya geçmesinde yardımcı olayım dedim. Arabayı yaya bandının mı ne üzerine bıraktığım için kızdı. Elini tutma çabama da sapık olma ihtimalimi belirterek itiraz etti. Olmadı yerde duran bir köpeğe yardım edeyim dedim, -köpek bir kangal değildi, yabancı bir türdü ama yurt dışında iyi tanınmak turistlerin gelmesi için önemli olduğundan sorun etmedim- o bile arabayı görünce kaçtı. Bu işi beceremiyordum sanırım.

Vatana hayrım dokunmuyordu ve arabayı boşuna meşgul ediyordum. Üstelik yurt dışından aldığımız petrolü çarçur ediyor, ihracat-ithalat açığına sebep oluyordum. Kim bilir kaç liralık benzin yakmıştım. Sahi polisler o kadar benzinin parasını nereden buluyorlar acaba?

Suçlu olduğum ve Türk polisini yanılmış çıkarmamak için suç mahillîne geri döndüm. Öyle düşündüklerini Cüneyt Arkın’ın bir filminden öğrenmiştim. Arabayı aldığım yere geldiğimde polisler yoktu. Çok oyalanmıştım, beklemekten sıkılıp gitmiş olmalıydılar. İşleri de vardır hem. Çay bardağını gördüm, boştu. Tam vazgeçip gidiyordum ki camdan bir kadın bağır çağır eliyle beni işaret etti. Allah Allah. Bu kadın beni nereden tanıyordu da başkalarına, dahası hiç hiç tanımadığı -isimlerini kullanmıyordu kimsenin, belli ki bilmiyordu- başkalarına şikayet ediyordu. Belli ki milli değerlere sahip biriydi. Kendinden hissetmediği birini devletin temsilcilerine ihbar ediyordu. Bravoydu vallahi teyzeye. Daha doğrusu tebriklerdi. Türkçe konuşmak önemli.

Tam amacımı anlatacaktım, Amerikan karşıtı olduğumu söyleyecektim ki hiç dinlemeden paldır küldür üzerime çullandılar. Üzerime çoktan iki silah çevrilmişti bile. Vallahi şakaya gelmez, çevik Türk polisi beni o an avlayabilirdi, ama gerek kalmadı. Ellerim kelepçelenmeye ve kafam muhtemelen yanlışlıkla arabanın kapısına vurulmaya başladı. Ve tam da istediğim gibi bu hikâyenin sonunda kimse haklarımı okumadı. Türkiye idi bura, Hollywood senaryosu mu bu? Zaten hiçbir hakkım da kalmamış. Hoş  daha önce de pek olmamış. Ama ülkede Amerikan karşıtlığı oluşmuş ya, o yeter.

Görev tamamlanmıştı Rıza Baba,

Ve Amerika’da adamlar tam bir pislik çıkmıştı de mi?

Dog_Day_Afternoon

Dog Day Afternoon

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: