Sen Öldüğünde Uyuyordum

Yükseklik korkumla beraber tepetaklak, kamikazenin en üst noktasında bekliyordum. Ayaklarım dünyanın kütle çekimi ile kafamın yanına gelmeye çalışıyor ancak kararlı bir kemer ile engelleniyorlardı. Ne yapacaklarına genelde kendileri karar verir, şahsen ben istemediğim yerlere gitmelerine engel olamazken, kemer her istediğini alıyordu. Kendimi sırf bu yüzden bile güvende hissedebilirdim. Ama çok yüksekte ve terstim.

Ne ileri gidiyor, ne geri düşüyorduk. Her sıkıldığımda -ki günde 21 kez falan- yaptığım gibi kafamı kaldırıp gökyüzüne bakayım dedim, malum bakamadım. Sağımı solumu kontrol ettim. 14 saatlik New York uçuşundaymış gibi bir edayla çaprazımda oturan adamın Marlboro’su, gömlek cebinden aşağıya düştü. Amerika hayali oldukça pahalıydı, düşüncesi bile masraf yaratıyordu. Uçak bir anons yapacak gibi uyarı sesi verdi. Bip. Bip. Bip. Adam sesi de sigarayı da sallamadı.

Öylece duruyorduk ve garip bir şekilde kimse hâlinden şikayetçi değildi. Bip’lemeler belki de oyuncağın bozukluk uyarılarıydı. Tabii ya öyle olmalıydı ama kafesteki atmosferin sakinliği beni garip bir şekilde rahatlatmıştı. Bozuk dev bir alette olamayacak kadar huzurluyduk. Gözlerim karşımda ters duran koca balerin eteklerinde savrulan insancıklara takılmıştı. Uzun bir süredir o yöne baktığımı fark edince, kendimi kadının eteğinin altına bakıyormuş gibi hissettim. Hızla kafamı ahtapota çevirip o düşüncelerden uzaklaştım ama aklıma takılmasını da engelleyemedim. Ya sesler Rus görünümlü balerinin eteklerinin altına saklanmış bir bombaysa? Irkçılık biraz yükselmişti ama bu kadarı da benim paranoyalarım olmalıydı. Ne olursa olsun güzel balerine zarar gelsin istemezdim.

Bacağımda bir titreşim hissettim, hemen arkasından çirkin bir melodi duyuldu: Bip Bip Bip. Elimi atacak oldum, atamadım. Kemerler bir kez daha vazife başındaydı. Görevleri arasında sadece beni tutmak vardı sanırım, telefonu tutan olmadı… Süper akıllı telefona uçma aplikasyonu da yüklenmemişti, hızlı bir düşüş başladı. Yanımdaki ile göz göze geldim. Sanırım düşen aslında onun telefonu idi. Üzerime alınmamın tek sebebi titreşimlerin melodiler gibi özelleştirilememesi ve adamla olan aşırı iç içeliğimdi. Tuhaf. Şu ana kadar bu kadar yakın oturduğumuzu fark etmemiştim. Adama tekrar döndüm. “Zaten telefonu açasım yoktu, boş ver.” dedi. Aslında telefonlar hakkında söyleyeceklerim vardı ama benim de konuyu açasım gelmedi. Telefon aşağı düşerken bip’lemeler hızlanmıştı. Uzaklaştıkça sadece kesintisiz, uzun, düz bir sese dönüştü. Ya da bana öyle gelmeye başlamıştı bilemiyorum. Hiç durmadan kaybediyorduk.

Featured image

Sen öldüğünde uyuyordum. Hemşire geldi, kulak tırmalayan kesintisiz bip sesini çıkaran aleti kapattı. Senin yüzünü örttü. Baş ağrılarım için ilaç önerdi.

Sen öldüğünde uyuyordum çünkü insan uyur. Yapması gereken bir şeyler varsa kendini yorgun ve depresif hissederek, yapılacak hiçbir şey kalmadıysa yalnız, hem sıkıntı hem huzurla uyur. Pastaneye indim, poğaça aldım. Yapacak bir iki saçma işim vardı. Tahminen annenler daha haberi almadan hastaneden çıktım.

Poğaça ağzımda şişti. Nefessizlikten ölecek gibi oldum. Derin bir nefes verdim.

Huuuhh.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: