Sokakta Ne Söyledikleri Anlaşılmayanlar Sadece Satıcılar Değildir (Ya da Sokak Kimisinin Dükkânı Kimisinin Evi Kimisinin de Hiçbir Şeyidir)

“Bende kutusuyla var, sende dursun.”

Geçmek istediğim kapıdan beni almamak için saldıran yumuşak kalpli düşmanım konuşmaya başladı. Aslında yaralanmadığımı anlatacaktım ama tehdit gibi kurulmuş bu cümle ile artık bantlayacak bir yerim vardı. Aklım… Fikirlerim yırtılmıştı, bir yara bandına hayır demeyecektim. Olmadı cüzdanımda kullanılmayan prezervatifler kadar manalı bir yer bulurdu kendine. Gardiyanımın elindeki mızrakta nedense kan yoktu. Tadına bakmak için onu ağzına sokup, emmiş olmalıydı. Erotizm savaşta bile nefes alabiliyordu.

“Bir bulmaca ile seni içeri alabilirim ama ne yazık ki aklıma hiçbir soru gelmiyor.”

Nedense bu cümleleri söylerken bana gereksiz yere dokunma ihtiyacı hissetmişti. İç organlarımı bile gıdıklayan bir sesle konuşan bekçi, kulak zarlarımla beraber nöronlarımı da titretti. Sokak ve bacaklarımın aralarında başı boş dolanan tüm yuvarlar iş bulmuşçasına beynime hücum etti. İkinci el cümleler, beynimden görev yerlerine giderken kapıyı kilitlemediklerini hatırlamış gibi birden durdular. Telefonları çalmış gibi yapıp geri döndüler. Duygular devrik, his tanıdıktı. Hepsi hepsi hazzının hemen unutulduğu, alışkanlıktan yapılmış bir istimna.

Son buzul çağının sonlarından bu yana, 120 bin yıldan beri böyle bir soğukluk görmemiştim. Ceza indirimi alsın istediğim bekçiyi tahrik edebilmek için son şansım kaçıyordu. Donmuş tenimle buzul denizinde ilerleyen bir gemiye dönüşmüş, burnumu yanlış yerlere sokmuş, batmakta olan bir dev bir faciaya, genel geçer bir ihtimalsizliğe dönüşmüştüm. Meni patlaması yersiz gerçekleşmiş, şevk hızlı bir yorgunluğa dönüşmüştü. Özgüven, terli duygular ve ayıp sözcükler kalmadığında böyle olur. Noktalama işareti gibi sonradan anlamlandırılmış bir sigara yakılır… Bir dala iki vücut sığdırılır… Ne yazık ki o da yersiz yere ıslanmıştır.

“Kapısına çadır kursam bari.”

Böyle dedi bir tarafım, diğer tarafım ise içeri girme isteğini bastıramıyordu. İçerideki üzüm bağına dalmak isteyen yanım dostunu duymadı bile. Ayakların kontrolü hâlâ onun elindeydi.

“Ateşi söndürür, karanlıkta gözlerimizi kapatmadan kör ebe oynarız.”

Sığınakçı tarafım ikna çabalarına devam ediyordu. Aklında dışarıda yalnız kalmayacağı inancı olmalıydı. O an hangisinin fantezilerin daha garip olduğunu bilemedim, tatmine giden yolları hayal gücü ile sınırlıydı.

“Gece dışarıda azgın geyiklerin ulumalarını aç ayı sesi sanırsın.”

Omurilik soğanının oralardan gelen bu uyarıyı mücadeleci olmayan tarafım duymazdan geldi. Maceracı taraf içeriye alttan, kaçamak bir bakış attıktan sonra iç çekip, olanları görmezden gelmeye karar verdi. Bekçi de, ajitasyonların çoğu gibi coşkulu ama anlamsız sözlerini kendine saklayınca, üç maymun oyunu bitmemek üzere başladı. Ya da tekrar başlamamak üzere bitmişti.

“Şiiişt!”

Featured image

Hayattaki her şey gibi bu yaşananlar da tek başına iyi ya da kötü bir şey değildi. Bir çözümleme yapabilmek için yanına bir vuku daha koymak gerekiyordu. Fikirleri de hayatı da türetmenin bilinen başka bir yolu yoktu. Zaman hiçbir şeyi göstermeyecek ama anlamak için güzel fırsatlar yaratacaktı. Cüzdanlar, kutular ve bizler dolup dolup boşalacak, okyanuslar buharlaşsa bile akıl ve yüzümüzdeki ıslaklık hiç kurumayacaktı. En azından hangi kelimelerin beklendiği belirtilmemiş cümleler artık kurulmuştu. O da bir şeydi.

“Şey…”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: