Monthly Archives: Şubat 2016

Zor Şarkı Sözleri Öğrenilmek İstenir

Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Nefesini tut, bak her yerde zehirli gaz.
Sihirli sarmaşık ayakta kalmaya çalışıyor ama oksijen çok az.
Yüzünü koru, kaç. Büyük bir patlama yaşanacak.

Çok kez kurduğum cümleler, şimdi ağzımda ezberler.
Çok kızgın olduğumu anlatan bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Dokunduğum her şey yok oluyor, yakında sadece istediklerim yanacak.
Yıkıntılarda çığlıklar, sokaklar ismine doyacak.

Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Kendine yetmediğinde yabancı yüzler her yerde, bak.
Yalnızlık korkusu sıcak, gündelik sıkıntılar ısınacak.
Yeni bir başlangıç olacak, yeryüzünün tüm sürünenleri ayaklanacak.

Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Çok az dinleyip çok fazla konuşan,
Çok fazla anlayıp daha fazla yanılan,
Çok şey düşünüp hiçbir şey sormayan,
Bu şarkıyı seni tanımayan biri yazıyor, seni anlatacak.

Konser başladığında, kimin belli değil bir jak yerinden çıkacak.
Çok kızgın olduğumu anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Tanır gibi yapıldı, hep sevmiş gibi oynadı, fair play yasak.
Yabancı kotası taşıyor, tanınmayanın cazibesi gece olduğunda daha parlak.

den-brysomme-mannen_the-bothersome-man

The Bothersome Man

Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.
Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, garip de olsa seni anlatacak.
Mutsuzluğumu anlatacağım bir şarkı yazacağım, anlamı yok seni anlatacak.
Kızgınlığımı anlatacağım bir şarkı yazacağım, seni anlatacak.

Reklamlar

Her Yer Düşman Her Yer Bekleyiş

Gözlerini tek bir saniye bile ayırmaması gereken karanlık yolda son sürat, göz kırpmadan ilerliyordu. Doğru yolda ilerlediğine dair net fikirleri yoktu ama istikameti kesinlikle yanlış değildi. Dikkatini kaybetmezse gideceği yere en fazla bir kavşak geç çıkacak ama yine de tam da beklendiği dakikalarda orada olacaktı.

Kasabadaki gergin bekleyiş çok küçük bir hızla kalabalıklaşıyordu. İnce yağmurun altında kararlı kalmaya çalışan küçük grup neredeyse nefes bile almıyordu. Hava karanlık olmasa kimi yüzlerde yağmur damlalarının gözyaşlarına karıştığı kolaylıkla anlaşılırdı.

Motosiklet karanlığın sadece kendine yetecek kadar kısmını aydınlatarak türlü gürültüler çıkarıyordu. Hayatında hiçbir motoru yakından görmemiş biri bile sıkı bir tamire ihtiyaç duyduğunu hemen anlayabilirdi ama bunu umursayacak kimse yoktu. Hatta tam da bu saniyelerde, yaşlı köpeği ile birlikte ne zamandır bir ziyafet çekemediğini düşünen, sadece 400 metre ilerideki motor ustası bile.

Şimdi kalabalık, on beş senelik asfalt yolun üzerinde, öleceği kesinleşmiş biri ne kadar yapabilirse o kadar yaşayabiliyordu. O asfaltın ilk atıldığı yıllardan bu yana kasabanın ruhuna işlemiş olan ölüm kokusunun yerini belki de ilk defa derin bir korku alıyordu.

Yolun iki yakasından birbirlerini kesmekte olan iki vaşak, motosikletin aralarına girmesi ile irkildi. Uzun süredir sürdürülen bu soğuk savaş, yüzü batıya dönük olanın o irkilmeyi birkaç saniye atlatamaması ile son bulacaktı. Rakibinin dikkat dağınıklığından yararlanan soğuk kanlı katil, hasmını tam da ismine yaraşırcasına öldürdü. Bu kusursuz cinayeti, eli kana sadece yarım saat uzaklıkta olan sürücü fark etmedi.

doctor_who_dont_blink

Doctor Who

Kapı aralıkları karartılara, sanrılar tarifsiz sancılara dönüştü kasabada. Belki bir savaş taktiği olarak belki de tamamen beceriksizlikten dört saat önce kesilen elektrik hâlâ gelmemişti. Karartma kasabaya, Nazi bombalamasından korkan Londra havası katmıştı ama ne yazık ki bu vahşi kasabanın bir sığınağa ihtiyacı olabileceği bugüne kadar kimsenin aklına gelmemişti.

Vites pedalı tarafındaki pantolon cebinde taşıdığı bir tomar para virajlara sert girmesini biraz zorlaştırıyordu fakat sürücü bunu umursamadı. Üzerinde taşıdığı paranın miktarını ve kaynağını sorgulamayacak kadar hedefine kitlenmişti. Motosiklet üzerinde koca vücudundan başka, düşünceleri taşıyacak pek bir yer kalmamıştı.

Kasabaya yan köylerden mezarlıkçılar gelmiş, mezarlık piyasasında büyük bir rekabet başlamıştı. İki kişi getirene üçüncü kişi bedavaydı. Kasaba nüfusunun tamamı ölse -ki öyle olacağa benziyordu- tam yedi kişi bedavaya gömülebilirdi. Lakin yine de kimsenin cebinde bu miktarı ödeyebilecek para yoktu. Tek umutları ölmemeye çalışmaktı.

Karanlığı yararak motora yol açan ince ön lastik, daha önceki kim bilir hangi savaştan kalma, tanınamaz hâle gelmiş bir hayvan leşine çarparak yerden yükseldi. Ölümle defalarca kez karşılaşmış ama bugüne kadar görmezlikten gelmeyi başarabilmiş Beyaz Kan lakaplı kişi, ustaca bir hareketle motosikleti yere indirmeyi başardı. Ancak karşında beliren ve yola çıktığından beri gördüğü ilk ışıklar olan bir çift farın üzerinden geçmesine engel olamayacaktı. Ana yoldan çıkılabilecek ilk kavşak kaçıralı daha bir dakika bile olamamıştı.

Trumbo_2015

Trumbo

Uzun süredir ayakta bekleyen ve silahını bir saniye olsun elinden bırakmayan muhtar, ağzında uzun süredir tuttuğu salyayı yere tükürdü. Dudaklarını küçücük araladı ve yanındaki kendinden daha sıska olana dedi ki: “Hepimiz öleceğiz komşum… Hepimiz öleceğiz.”

Bugüne kadar hiç yanılmadığı gibi yine haklıydı.

Ama’dan Önce Gelip Hızlı Hızlı Geçen Cümleler

Savaş daha zengin muhitlerine sıçramamıştı, fabrikalar bir müddet daha çalışacak gibi görünüyordu ama mahalleler huzursuzlanmaya başlamıştı. Ele ne geçse bileyleniyor, sevginin sarılabileceği hiçbir şey bırakılmıyordu. Sokağın bıçkın delikanlıları abilerinden öğrendikleri yarım yamalak taktiklerle muharebe pozisyonları alıyorlardı.

afro_samurai

Afro Samurai

Ne cehennem ne de kalpler alev alev yanıyordu ama itfaiyeler gece gündüz çalışıyordu. Cehenneme atılacak son odun da yandığında beyaz dinin mensupları sevabın yenmeyecek bir şey olduğunu anladılar ve günahın yeni tanımını bir sanatçı hassaslığında ince ince yeniden işlediler.

Fırtınalar hâlâ yaşanıyordu ama artık rüzgâr tutku taşımıyordu. Evler günah geceleri ile değil, ya yavşak müteahhitlerin kaçırdığı malzemeden ya da ambulansların taze yaralılara ulaşamamasından dolayı yıkılıyordu.

Havalar soğuktu ama depresyon hırkaları artık giyilmiyordu. Ölüm kokusu tekrar ciğerlere bastığında, en temel hücreleri gibi insanlar da bireysel davranmaya karar veriyor ve hayatta kalmaya çalışıyordu. Yaşamak için uygun bir an yaratılmış olsaydı kim bilir genlerimiz nerelerde çoğalmaya çalışıp hangi güzel duyguları yeşertebilecekti.

Lucy

Lucy

İstanbul’da yaşamak gitgide zorlaşıyor ama başka bir yere gitmek de hiçbir şeyi çözmüyordu.

Benusen Restoran

Bir aşk tükendiğinde arka plandaki semt de kalmaz… Hikâyenin repliklerinin titreşim bulduğu o sokaklar, sesin kendisi gibi uzaklaştıkça azalır, sonra birden kaybolur.

Akşamları iki bira içmek için elini kolunu sallayarak çıktığın Kadıköy’ün rahatı kaçar, yeni arayışların rezervasyonları yapılır. Akmar pasajının test kitabı satan bir yer olduğu ansızın fark edildiğinde, ayaklar denize doğru bakan kapıdan çıkıp gitmek ister. Asılma kararı çıkmış, son arzu sorulmuştur. İnsan göze takılan ilk yerde son kez soluklanmak ister ama Akmar’da kitap olmadığı gibi Benusen’de de rezervasyonsuz yer yoktur. Mazide yaşanan güzel anlar hatırlanmaya çalışılır, mümkün değil… Akıllara son yılların çıkmış soruları dolmuştur. Adımlar iskeleye doğru üstelik bu sefer turnikelerin de ötesine… Sefer Beşiktaş İskelesi’ne.

frank

Frank

Fransız kaldığın semtin küçüklerinden birisindir ama zaman durmaz, aradan yeni yeni köprüler, Marmaray’lar geçer. Yol düz değildir, yol alan her zaman uzaklaşmaz. Ayağının tozunda bu sefer seferi de yazsa, uzun süre sonra tekrar yolun düşer Kadıköy sokaklarına. Akmar Pasajı’nı yol kısalsın diye kullanmaya başlamışsındır artık. Oturaklılığı rahatsız edici olmaya başlamış Zihni Müzik’in yanındaki sahafta gözlere Küçük Prensin Fransızca baskısı takılır. Eller kitaba, merak karşıdaki meyhaneye kayar… Yaşanmışlıkları güzelleştirme arzusu mudur nedir; masa örtüleri daha beyaz, rakı kadehleri daha güzel ve ismi başka bir şeymiş gibi gelmiştir. Sonradan adlandırılmış şehir kadar eski sokakların buruk nostaljisi: Cumhuriyet Meyhanesi.

Kuytu köşede bir yer bulunur, bardaklar Kadıköy sokakları gibi bir alçalır bir yükselir. Dışarıdaki en güzel masalardan dalga dalga üzerine gelmeye başlayan kalabalık insanı gerçekliğe boğar. Akşamüstü yüzlere gülümseyen garsonlar ne zaman piştiği pek belli olmayan ciğerlerini sana satmaya çalışırlar. Ciğerler yanar ama ne olduğu pek anlaşılmaz.

Fark edersin ki kafanı evinden çıkarıp sağına soluna baktığın ilk an o semt bitmiştir. Yan barda bardaklar hâlâ shotlarla dolmaktadır, öte yandan her shot da şişeden sürekli bir şeyler azaltır.

Az tanıdık olanlardan başlamak üzere eski kapıları tekrar çalmaya başlarsın. En son ev, her zaman en bilindik olandır… Gözünü yumduğun son yer, gözünde çok büyümüş yatağındır.

a_girl_walks_home_alone_at_night

A Girl Walks Home Alone at Night

Kuşaklar bazen başlamadan tükenir gibi gelir. Ama aslında her biri, bir sonraki kuşağın habercisidir.